Elitlerden Zürih

20170527_112658-effects9070312215064497985.jpg

Romalılar döneminde Turicum, günümüzde Zürih… Yüksek seviyede yaşam standartlarına sahip ve aynı zamanda finans merkezi olan bir en kalabalık şehirlerden biri. İsviçre’nin her şehrinde olduğu gibi burada da o yeşilin ve mavinin tüm tonlarına doyma hissine erişiyorsun. Parklar, bahçeler, şehri sarıp sarmalayan göl, tekne turları, güneşlenme, akla gelebilecek tüm aktivitelerin gerçekleştirilebildiği şehir.

Basel’den Zürih’e, her an milka ineklerini görebilecekmişcesine yaptığımız keyifli bir tren yolculuğu ile Hauptbahn’da bulunan tren garına ulaşıyoruz.

Önce Starbucks’a uğrayıp kahveliyoruz kendimizi.

Sonra yürümeye devam ederek Mühlesteg köprüsünden geçiyoruz. Köprü üzerinde bolca irili ufaklı kilit, hangi dileklerle asılmışsa 😀

Köprüyü geçince çıktığımız cadde Limmatquai. Grossmünster ve Fraumünster’e gelene kadar yürü.

Grossmünster’in 187 merdivenini dilimiz dışarıda ciğerler iflasın eşiğinde daracık alandan geçip çıkıyoruz. Veee karşımızda Zürih’in panoramik inanılmaz güzellikteki silüeti. Buranın karşısında Limmat nehrinin öteki yakasında St. Peters Kilisesi ile göz göze geliyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.

Zürih’in eski şehir diye adlandırıldığı tarafta Zwingliplatz ve Napf-Gasse sokaklarından, Niederdorf caddesine geçip yol boyunca yürüyoruz, geziyoruz, yemek yiyecek bir yerler arıyoruz.

Rindermarkt sokağında bulunan Raclette Factory’e oturmaya karar veriyoruz. Tripadvisorda 4,5 puan almış bir mekan, iç dekorasyon keyifli, yemekler lezzetli farklı farklı yiyecekler deniyoruz 5 kişi toplamda 70 CHF ödüyoruz.

Ve Badergasse’den yolumuza düz devam ederek Zürih kütüphanesine ulaşıyoruz. Boş durmayıp bir iki foto patlatıveriyoruz sessiz sedasız.

Sonra Limmat nehrinin ortalarından bir yerden tekne turu için beklemeye başlıyoruz. Nehirden çıkıp Zürih gölüne ilerliyoruz. Yüzenler mi dersiniz, güneşlenenler mi, deniz bisikleti ile göl turuna çıkanlar mı, sıcak binbeşyüz derecelerde. Mayıs ayı sonu olmasına rağmen inanılmaz sıcak.

Tekne turunu bitirip antika pazarı arayışına giriyoruz. Ve bazı bazı bizi korkutan, bazı bazı ilgimizi çeken ara sokaklardan geçerek Langstrasse caddesine kadar yürüyoruz. Burada BANK adlı bir kafede mola veriyoruz. Burası eski bir bankadan restore edilmiş bir yer. Buranın tam karşı sokağında Antika Pazarı. Gezmesi pek keyifli.

Buradan kalkıp yürüyerek Bürkliplatz’a varıyoruz. Nasıl varıyoruz nerelerden geçiyoruz, yorgunluktan hiç gözümüz görmüyor. Burası Limmat nehri ile Zürih gölünün birleştiği, trafiğe kapalı alan. Her cumartesi bit pazarı kuruluyor ama çok erken kapattıkları için tezgahları yetişemiyoruz.

Oradan yürümeye devam ederk en pahalı, en nezih, en elit, Dior’ların, Channel’lerin cirit attığı Bahnhofstrasse’ye ulaşıyoruz. Burada Sprüngli’de oturup kahve içiyoruz, yoldan geçenleri seyrederek dedikodu yapıyoruz, astroloji, yıldızlar, gezegenler…

Sonrası artık yorgunluktan konuşamayacak hale gelince keyifli mi keyifli tren yolculuğu ile Basel’e geri dönüyoruz.

İzlenimler:

1- Şehir inanılmaz pahalı.

2- Her santimi inanılmaz korunmuş, çok düzenli bir şehir.

3- Limmat nehri şehrin tam ortasından geçiyor.

4- Herkes sıkıcı bir şehir demiş ama bence İsviçre’nin en canlı şehri.

5- Ayrıca FIFA merkezinin bulunduğu şehir.

6- Çikolataları efsane güzel.

Çıkın çıkın gelin 😛

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s