Gaziantep’te Hafta sonu

“Gözlerini kapa ve düşün. Unesco tarafından Yaratıcı Şehirler Ağına giren ve mutfağı dillere destan bir şehirdesin. Şimdi aç gözlerini, fazla düşünmeden al biletini.”

Sanırım reklam sloganı buldum 🙂

Herkesin övdüğü, dillere destan, her fotoğrafın,videonun ağızların suyunu akıttığı bir şehir Gaziantep. Dillere destan olan sadece mutfağı da değil ayrıca. Kahramanlığı da ayrı bir can alıcı nokta. Yürekleri dağlayan hikayeler, topraklarımızı düşmanlardan kurtarmak için yapılan onca özveri… Her yönü ile hayranlık uyandırıyor.

Pegasusun güzelim kampanyalarından biri vesilesi ile kazandığımız ücretsiz biletlerimizi Gaziantep için kullanma fikri inanılmaz cazip geldi.

Cuma akşam saat 7 uçağı ile yolculuğumuza başlamış olduk. Havaalanından çıkıp havaşa binerek otelimizin yakın bir yerinde indik. Navigasyon ile de hızlıca otele ulaştık. Inanılmaz sevimli bir butik otel. Önceden rezervasyon yaptırarak suit oda ayarladık. Odamızın bir salonu bile vardı. Inanılmaz keyifli vakit geçirdik. Kahvaltılarından bahsetmiyorum bile. Özellikle ciğer efsaneydi, tüm lezzetler doğal, işletenler bu işi gönülden yapıyorlar. Tüm çalışanlar naif, kibar, ilgili. Melek Lara Butik Otel tavsiyemizdir.

Odaya yerleştikten sonra soluğu Bayazhan’da alıyoruz. SDR Pub’ta biraz içki içerek iyice tatil kafasına giriyoruz. İlgi alaka sıfır ama biz işin eğlencesinde olduğumuzdan hiç takılmıyoruz nedense. Bayazhan enteresan bir yer. Han içinde bir kaç yer var, yan ve üst taraf müze. Meyhanesi de var, içki içilecek yeri de. Orta alana kıca bir teneke içinde ateş yakılarak ısınılıyor. Universite öğrencisi de, turisti de, kutlama yapanı da, piyasa yapanı da burada… Değişik bir atmosfer.

İlk günü bu şekilde kapatıp otele dönüyoruz. Ertesi gün yoğun tempo ile geziyor olacağımızdan enerji yüklemesi yapmamız ve dinlenmemiz lazım.

2. Gün

En önemli aktiviteleri cumartesi günü yaparız diye düşünüp öncesinde bir program çıkarıyoruz kendimize. Ama önce iyi bir kahvaltı yapmalı derken beklentimizin çok ötesinde bir masa ve lezzet ile karşılaşıyoruz. Ciğerinden tutun, menemenine, nohutuna, çocukluğumuzda yediğimiz gibi lavaş arası yumurtasına, el yapımı kaymağına, zahterine kadar mevcut. Bir kuş sütü eksik, o derece.

Sonraki istikamet Zeugma Müzesi.

Zeugma’nın hikayesine bakalım biraz. 

“80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır. Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat’ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “ Zeugma” adını alır.”

Sorup soruşturuyoruz, belediye otobüsüne binip önünde indiriliyoruz. En az 2 saatimizi burada harcıyoruz. İnanılmaz güzel mozaikler… Hayran hayran bakıyoruz her bir esere.

Sonraaaa olmazsa olmaz bir yer ➡️ Küşlemeci Halil Usta. Kendinizi onların eline bırakıyorsunuz, çalışanlar size yol gösteriyor. Etin gözüne gözüne vuruyorsunuz. Simit kebabıymış, küşlemesiymis, meşhur kaşık salatasıymış, açık ayranlarıymış… Her şey hoop mideye. Şimdi biraz hareket vakti. Artık merkeze dönme zamanı. Yine navigasyonu açıp bu kez yönümüzü Katmerci Zekeriya Ustaya çeviriyoruz. Nefis katmerinden hüpletiyoruz. Porsiyon baya büyük 2 kişiyi bir tane fazla fazla yetiyor.Mide iyice doyduysa artık gezme vakti.

Zincirli Bedesten ile başlıyoruz turumuza, zaten buradan sonrası hep birbirine yakın yerler. Bakırlara doyamıyoruz,sonra Bakırcılar çarşısı. Inanılmaz bir özen,kibarlık, el emeği mevcut. Hemen ufak tefek hediyeliklerimizi alıyoruz tabi ki. Sonra Almacı Çarşısı. O kadar yorgunuz ki aklımıza baharat almak gelmiyor, fiyatlara bakıp iç geçiriyoruz sadece 😂😘🙄

Eh biraz mola vakti geldi gibi. Hemen Tahmis Kahvesine geçiyoruz. Zahter çayı ve menengiç kahvesinden deniyoruz. Yanına kendiliğinden çerez geliyor ikram olarak, davullar, zurnalar, bir şenlik bir şenlik. İnanılmaz kalabalık ve de.

Buradan kurtarıcımız yüce navigasyon bize sahip çıkıyor ve oyuncak müzesine yetiştiriyor. Panik yapmayın, neredeyse tüm müzeler yan yana. Bol fotoğraf derken üstümüzü değişip biraz dinlenmek için evimiz gibi olan otelimize dönüyoruz.

Üst baş değişilip, azıcık makyaj tazeleme derken İmam Çağdaş’a doğru yola çıkıyoruz. Ali Nazik kebabı gibi efsane bir tatla zirvede bırakıyoruz yeme işini desem de inanmayın. Biraz soğan kebabı, biraz simit kebabı derken, üstüne bir de şöbiyet patlatıyoruz. Tam bir lezzet patlaması. Burada söyle bir notum var, Ali Nazik haricinde hiç bir yemek için iyi denmemiş, ancak bu tamamen ağız tadı ile alakalı. Ben soğan kebabını beğenmezken, birlikte gittiğim yoldaşım canım, çok beğendi mesela. Ama hiç riske girmek istemezseniz Ali Nazik asla şaşırtmaz sizi. Kıymalı değil de kuşbaşılı tercihi daha iyi bizce bu arada.

Şöbiyet olayı da içimizde bir yara. Pazar günü Zeki İnal’ da şöbiyet yeriz diye çıktığımız serüvenimiz hüsranla sonuçlandı. Pazar günleri kapalıymış çünkü. İçimizde büyük bir uhde. Biz bu hataya düştük siz düşmeyin diyoruz ve 2. günü otele dönüp dinlenerek kapatıyoruz.

3.Gün

Sabah yine ne kadar övsek az diyebileceğimiz kahvaltıya oturuyoruz ama bu sefer daha az yiyoruz, mesela 2 tabak ciğer yiyoruz az yemeye çalışarak 🤣😂😅

Bir ufak not: Otelin tek kötü tarafı, siz odadan ayrıldığınızda, oda temizliği, havlu değişikliği yapılmaması, bir iki gün kalınacaksa sorun yok ama uzun bir süre kalınacaksa can sıkıcı bir hal alabilir, ya da yönetim ile bu durum görüşülüp temizlik yapılması sağlanabilir.

Pazar günü başlangıç noktamız Gaziantep Kalesi. Kurtuluş savaşı kahramanlıklarını dinleyip biraz duygulanıyoruz, gururlanıyoruz.

Sonra Gümrük Hanı’na gidip Kahveci Serdar Beyde çift renkli kahvemizi içip yorgunluk atıyoruz ve Seddar amca ile sohbet ediyoruz. Kahve sonrası Antep’e gelmişken instoş fenomeni Tostçu Erol’a uğramadan dönülmez diyoruz ve tadımlık bir adet tost bölüşüyoruz. Lezzet standart 🙂

Ehhhh son saatler, yağmur fena yağıyor, ama Koçak Baklavaya uğramadan dönmek olmaz. Sırılsıklam olmak suretiyle koştur koştur ulaşıyoruz veeeeeee taptaze baklavaları bir yandan gömüyoruz bir yandan eve paket yaptırıyoruz. Az bir vakit var. Çok övülen Koçak Baklavaya da yakın Orkide Pastanesine uğruyoruz. Ama bizim için hayal kırıklığı, standart ve pahalı bir kafe bizce. O yüzden hiç vakit kaybetmeden kalkıyoruz ve doğruca Katmerci Zekeriya Ustaya, simit katmer yemeğe koşuyoruz. Ve şu kadar söyleyeyim simit katmer bir efsane, keşke bir önceki gün de simit katmer yeseydik diye hayıflanarak çıkıyoruz. Simit katmer is the king. O kadar yani 😋

Otele gidip eşyalarımızı sırtlanıp havaşa yetişmek ici koşuyoruz.

Böylece bir güzel tatilin daha sonuna geliyor, yiyemediğimiz tüm lezzetler için yas tutup bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyoruz ve yediklerimiz midemizde, anılarımız cebimizde, kalbimizde, telefonumuzda geri dönüyoruz.

Bu arada önemli bir not: Mide ilacını mutlaka ama mutlaka yanınıza alınız.

Sevgiyle ve Bol Seyahatle Kalın…

Reklamlar


Kategoriler:Türkiye

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: